Gurbetten Dönen Adam Devamını Oku…

Adam çalışmak amacı ile çok uzaklara gitmiş ve yıllarca çalışmış. Sonunda memleketine dönme zamanı gelmiş. Bu çalışma sürecinde toplam 3000 akçe biriktirmiş ve evinin yolunu tutmuş. Evine doğru giderken yolu büyük bir şehirden geçmiş.

Yolda yürürken köşe başında birisi “Bir nasihat bin akçe, bir nasihat bin akçe” diye bağırıyormuş. Adam düşünmüş: ‘Nasıl olur, bir nasihati bin akçeye satarlar, ben yıllarca çalıştım ve sadece 3000 akçe biriktirdim’ Bu işe pek aklı ermemiş ama merak işte, duramamış ve adama bin akçe vererek o nasihati satın almış.

Nasihat: “KADERDE NE VAR İSE O ÇIKAR” ve yoluna devam etmiş…

İlerde yine köşe başında başka bir adam bağırıyormuş “bir nasihat bin akçe” diye. Adam yine dayanamamış, bin akçe de o adama vermis ve ikinci nasihati de satın almış.

İkinci nasihat de: “GÖNÜL KİMİ SEVERSE GÜZEL ODUR’”

Son kalan bin akçesi ile yoluna devam etmiş. Tam şehrin çıkışında yine köşe başında bir adam bir nasihati bin akçeye satıyormuş. Adam bir parasına bakmış, bir de nasihati satan şahsa, dayanamamış ve kalan son akçesiyle de o nasihati satın almış.

Son nasihatte: “HİÇ BİR İŞ ACELEYE GELMEZ”.

Parasız, yoluna devam etmiş. Şehrin çıkışında büyük bir topluluk ile karşılaşmış. Topluluk telaş içindeymiş. Yaklaşmış ve oradakilerden birine neler olduğunu sormuş. Oradan birisi açıklamış, demiş ki : “Burada şehrin tüm su ihtiyacını karşılayan bir kuyu var, ama kuyunun içinde de canavar var. Canavar suyu tutmuş, göndermiyor. Aşağıya kim indiyse bir türlü çıkamadı. Şimdi herkes korkuyor aşağı inmeye”

Adam düşünmüş ve ilk satın aldığı nasihat aklına gelmiş. “Kaderde ne var ise o çıkar”. Aşağı inmeye karar vermiş. Aslında bu nasihatleri herkes bilir ama uygulayabilmemiz için belli bir bedel ödememiz gerekiyor. İnince canavar adamı hemen yakalamış ve yerine götürmüş. Demiş ki: “Buraya gelenlerin hepsine bir soru sordum ve bilemediler. Eğer sen bilirsen seni serbest bırakırım.” Bir dizine sarışın ve dünya güzeli bir kadın, diğer dizine de kurbağa koymuş ve “söyle bakalım, hangisi güzel?” demiş.

Adam düşünürken, aklına ikinci aldığı nasihat gelmiş ve “gönül kimi severse güzel odur” demiş. Bu cevap canavarın çok hoşuna gitmiş. Zira canavar, kurbağanın gözlerine aşıkmış. Adamı salmış ve suyu bırakmış. Almışlar krala götürmüşler adamı ve ağırlığınca altın vermişler.

Adamımız yoluna devam etmiş ve nihayet evine varmış. Evinin camından içeri bakmış. Bir de ne görsün; karısı, genç biri ile diz dize oturuyor. Hemen kılıcını çekmiş ve tam içeri girerken üçüncü nasihat aklına gelmiş “Hiç bir iş aceleye gelmez” Kılıcını kınına koymuş ve içeri girmiş. Hoş beşten sonra karısına o genci sormuş. Kadın da: “Bey, sen gittiğinde ben hamileydim ve bir oğlumuz oldu. Bu genç senin oğlun” demiş.

KADERİNİZ VE YOLUNUZ AÇIK OLSUN, HAYAT ACELE ETMEYE GELMEZ

Sen Eskiden

Yaşlı karı koca yataklarına girmişler. Adam tam uyumak üzereyken, eski günleri özleyen kadın, aniden bastıran bir romantik dalganın tesiriyle kocasıyla sohbet etmek istemiş. Dudaklarındaki hülyalı bir gülümsemeyle kocasına bakan kadın demiş ki:

– Bana kur yapacağın zaman; elimi tutardın.

Adam uykulu bir halde uzattığı eliyle, karısının elini tutmuş. Aradan birkaç dakika geçmiş, kadın konuşmaya devam etmiş:

– Sonra beni öperdin…

Uykusu ile hanımı arasında bocalayan adam, karısının yanağına bir öpücük kondurduktan sonra, başını yastığa koymuş. Adam tam uyuyacakmış ki, karısının seksi sesini duymuş:

– Beni öptükten sonra, boynumdan hafifçe ısırırdın.

Karısının bu sözü üzerine yataktan kalkan adam, terliklerini giymiş, tam gitmek üzereyken karısı sormuş:

– Nereye gidiyorsun?

Adam cevap vermiş:

– Dişlerimi takmaya gidiyorum!..

Kadının İntikamı…

Hikâyedeki kadını 37 yıllık eşi sekreteriyle aldatır ve boşanırlar. Adam, genç sevgilisiyle eski eşiyle oturdukları evde yaşamaya karar verir. Ancak eski eşi ona hayatı dar eder. Komik hikâye paylaşılmayı hakediyor

Ben ve Anne 37 yıldır evliydi. Ben, eşini genç sekreteriyle aldatmaya başladı.

Yeni sevgilisi eşinden boşanmasını ve eşiyle yaşadıkları eve taşınmak istediğini söyledi. Ben avukat olduğundan bir şekilde evi elinde tutmayı başardı ve eski eşi Anne’ye evi boşaltması için üç gün verdi.

Kadın ilk gün evdeki eşyaları kolilemeye başladı.

İkinci gün de nakliyecileri çağırdı ve eşyaları yeni evine taşıttı.

Üçüncü günde son kez evinde yemek yedi.

Yemeğini bitirdikten sonra evdeki bütün perdelerin içine farkedilmeyecek şekilde karides doldurdu. Ardından 37 yıldır yaşadığı evi üzülerek terketti.

Ben, yeni kız arkadaşıyla eve hemen taşındı.

İlk günleri çok güzeldi. Ancak gün geçtikçe evden tuhaf kokular almaya başladılar. Evin her köşesini temizlediler. Havalandırmayı kontrol ettiler. Belki de havalandırmada ölü bir fare olabileceğini düşündüler.

Bir böcek ilaçlama şirketiyle anlaşarak evin her yerini ilaçlamalarını sağladılar. Ancak hiçbir şey fayda etmedi.

Bir süre sonra evlerine hiçbir misafir gelmek istemedi. Temizlikçiler bile evin içine girmek istemiyordu.

Kokudan o kadar rahatsız olmaya başladılar ki başka bir eve taşınmaya karar verdiler. Evin fiyatını yarı yarıya düşürmelerine rağmen evle kimse ilgilenmiyordu. Kokan evin namı her yere yayılmıştı. Emlakçılar bile evle ilgilenmediler. Sonunda çift konut kredisi çekerek yeni bir ev aldı.

Bir süre sonra Ben, eski eşi Anne’yi arayarak halini hatrını sordu. Eski eşine evin ne kadar kötü koktuğundan bahsetti. Kadın, eski eşini dikkatlice dinledi ve eski evini çok özlediğini söyledi ve evi ondan satıp alıp alamayacağını sordu.

Ben, eski eşinin evin kokusunu hafife aldığını düşündü. Evi, onda biri fiyatına eski eşine sattı.

Ben ve yeni kız arkadaşı, nakliyeciler eşyalarını yeni evlerine taşırken mutluluktan havaya uçuyordu. Kokan evden kurtuldukları için çok sevinçliydiler. Ben eski eşinin ne kadar kötü bir hata yaptığını düşünüp gülmeden edemedi.

Evden taşınan son şey ise perdelerdi.

Kadının akıllıca bir intikam aldığını düşünüyorsanız paylaşın.

Yedi Kızlı Baba Devamını Oku…

Köyde yaşayan çiftin yedi tane kız çocuğu vardı. Çok istemelerine rağmen erkek çocukları olmamıştı. Sekizinci çocuğa hamile kalan kadın bu sefer ki erkek olsun diye dua ediyordu. Bu dua sonucunda neler oldu neler.

Kocası bu konuda çok baskı yapıyordu kadına. Yedi kız babası olması köyde alay konusu olan adam köy ahalisinin dilinden kurtulmak için erkek çocuğa sahip olmak istiyordu.

Bu nedenle eşine söylemedik laf bırakmıyordu. Sanki çocuğu erkek ya da kız olarak yaratmak kadının elindeymiş gibi davranmaya başlamıştı. Çocuğun doğmasına çok az bir zaman kalmıştı. Adam kahveye gitmek için evden çıkarken karısına “Eğer buda kız olursa gözüme görünme. Pılını pırtını topla git bu evden.

Ama erkek olursa hemen haber yolla” diye seslendi. Zavallı kadın kocasının bu baskısından bıkmış ve dua etmekten başka çaresi yoktu. Hamileliği süresince “Ne olur Allah’ım bu sefer ki erkek olsun” diye dua ediyordu.

Adam evden ayrıldıktan kısa bir süre sonra kadının doğum sancısı başlamıştı. Köyün ebesini çağırdılar. Haber alır almaz hemen gelen ebe doğuma başladı ve mutlu haberi verdi “Gözünüz aydın erkek” dedi. Mutluluktan ne yapacağını bilemeyen kadın çocuklarının biriyle hemen kocasına haber yolladı.

Köy kahvesinde oturan adam erkek bebeği olduğu haberini alınca mutluluktan havalara uçarak kahveciye “Herkese benden çay heyt be oğlum oldu” diye seslendi. Sonra da büyük bir mutluluk içinde koşarak eve geldi. Bu arada kadın da henüz bebeği görememişti. Adam geldikten sonra hemen bebeği sordu “Nerde oğlum oğlumu getirin bana” diye mutluluk içerisinde bağırıyordu.

Ebe kundağa sardığı bebeği getirdi ve kundağı açtığında adam ve kadın şok oldu. Çünkü bebeğin bir kolu ve bir bacağı yoktu. Diğer kolunun ise yarısı yoktu

Adamın hemen kafasına şu soru geldi. ”Sen hayırlı ve sağlıklı evlat istemedin, cinsiyeti vermek eşimin elinde değildi, Allah beni imtihan etti ve al sana erkek çocuk dedi” diyerek imtihanı anladı.

Biz kim oluyoruz da Allah’ın yarattıklarını beğenmiyoruz. Bir tırnağını yaratmaya dahi gücümüz yetmezken onun verdiği bu güzelliklere burun kıvırıyoruz. Sahip olduklarımızın kıymetini bilelim.

Ne Ekersen Onu Biçersin!

Ne ekersen onu biçersin derler.

Az sonra okuyacağınız hikâyede bunun son örneğini göreceksiniz. Kadın, eşinin kendisini aldattığı kız arkadaşından bir telefon alır ve tatlı intikamını planlamaya başlar.

Bazıları kadının yaptığını abartılı bulurken bazıları da yerinde buldu.

Siz de yorumlarınızı belirtmeyi unutmayın.

“Canım kocacığım,

İş seyahatinden gelmeden önce sana bir kötü haberim var. Yanlışlıkla garajdaki aracına girdim. Ama endişe edilecek bir şey yok. Bana bir şey olmadı.

Marketten geliyordum. Arabayı garajın önüne park edecekken frene basacağıma gaza basmışım. Garajın kapısı tamamen mahvoldu. Aracında da küçük hasarlar var.

Gerçekten çok üzgünüm. Ama bana kızamayacağını biliyorum. Seni ne kadar sevdiğimi ve sana ne kadar değer verdiğimi biliyorsun. Fotoğrafını da çektim.

Sana sarılmayı dört gözle bekliyorum.

Seni çok seven eşin.

Not: Bu arada kız arkadaşın aradı.

Yaşlı Babanın Hikayesi

Kuzu etinden imal edilmiş yaprak döneri çok severmiş…

Bir gün canı yaprak döneri çok çekmiş. Babasının isteğini fark eden oğlu, almış babasını ve güzel bir lokantaya götürmüş… Baba, yemeği önce kendisi yemek istemiş… Ancak yaşlılığın verdiği zayıflık sonucu elleri titrediği için lokmayı ağzına götürmek istediği her seferinde üzerine dökmüş, yağı sakalına damlamış…

Lokantadaki insanların bakışları da pürdikkat onların üzerindeymiş… Aşağılayıcı bakışlar, alaycı tavırlar, surat ekşitmelerle arada bir yaşlı babaya bakıyorlarmış. Bir süre sonra oğlu sabır ve itina ile lokmaları babasının ağzına koymaya başlamış…

Nihayet yemek bitmiş ve oğlu babasını alıp lavaboya götürmüş, elini-yüzünü iyice yıkamış, üstünü-başını silip temizlemiş, saçını-sakalını düzeltip taramış, gözlüklerini silip gözüne takmış, ardından da koluna girip dışarı çıkarmış…

Lokantada bulunanların hakaretamiz bakışları hâlâ onların üzerinde… Hiçbir bakışı umursamayan çocuğun ise yüzünde hep tebessüm varmış, babası çok sevdiği yemekten yiyip lezzet aldığı için…

Yemek parasını ödeyip çıkıyorlardı ki, arkalardan yaşlı bir amca seslenmiş:
– Hey evlat, burada bir şey bıraktığını unutmadın mı?

Az düşündükten sonra çocuk cevap vermiş:
– Hayır, masada bir şey bıraktığımı sanmıyorum!

Yaşlı amca:
– Hayır evlat, yanılıyorsun. Sen burada çok değerli bir şey bırakıp gidiyorsun!

– Ne bırakmışım ki amca?!

– Sen burada, her evlat için bir ders ve her baba için bir umut bırakıp da gidiyorsun!…

Tam bir sessizlik hâkim olmuştu salona… Herkes yaptığından, düşündüğünden utanç duyuyordu…

Unutmuşlardı bir an, her sıkıntıda babalarına sığındıklarını:

– Baba! Şunu istiyorum.

– Baba! Bana şunu al.

– Baba! Şu okulda, şu üniversitede okumak istiyorum, şu kadar harç gerekiyor.

– Baba! Okul masrafları için şu kadar para lazım.

– Baba! Falan şehre gezmeye gitmek istiyorum, para ver.

– Baba! Doğum günümde bana ne aldın?

– Baba!…

– Baba!…

Ama bir defa olsun dememişlerdi sanki:

– Yanımdasın ya baba, benim için her şeye değer ve yeter!…

– Babam! Senin yanında olmak benim için bir dünyadır…

Hep sahip olmak istediklerimizden söylenip durduk, yokluklarımızdan sitem edip şikâyetçi olduk… Ama belki de hiç sormadık ona:
– Baba! Senin benden bir isteğin var mı?

Çoğumuza sormuşlardır kesin çocukluğumuzda, “Anneni mi çok seviyorsun, babanı mı?” diye. İlk başta “Her ikisini.” desek de az ısrar sonucu utanarak, sıkılarak kısık sesle, “Annemi.” diyorduk; buna rağmen baba içindeki acıyı bize hissettirmeden tebessüm ediyordu. Kim bilir, belki de herkesin yanında utanıyordu…
Ama bir gün gelir de kayıp giderse elinden, aile fertlerinin güzel yaşaması için ne tür zahmetlere katlandığını işte o zaman anlarsın…

Düşünüyorum da baba hakkında bir sure inmiş olsaydı, kesin babaya da yemin edilirdi:

Andolsun ekmek kokan nasırlı ellerine!…

Andolsun hep kaygı taşıyan gözlerine!…

Andolsun içine akan kutsal gözyaşlarına!…

Andolsun keder dağına dönüşen yüce kalbine!…

Andolsun gururuna, garipliğine, kadri bilinmeyen kadrine!…

Cennet senin ayaklarının altında olmasa da…

Anlamlı ve Güzel Hikaye

Nurgül, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu. O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı.

Yiyecek bir şeyler yerine:

“Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?” diyebildi yalnızca.

Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra :
“Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?” diye sordu genç bayana.

Genç Bayan, “Borcunuz yok” diyerek, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti;

“Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel ödenmesini beklemememizi öğretti bize” dedi.

Çocuk :

“O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size” dedi.

Nurgül, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu.

Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı. Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar yapılması için onu büyük kente gönderdiler.

Dr. Nurgül, görüş alışverişi yapması için çağrıldığı hastanın hangi kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.

Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Nurgül, denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi.

Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu …

Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu. Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti.

Kâğıtta şunlar yazılıydı:

“Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir.”

Mutlaka Okuyun…

Televizyon programımdaki 4 konuktan ikisi Sırrı Sakık ile Murat Bozlak’tı. Diğer ikisi ise Kamer Genç ile

Mehmet Gül.

Programın ortasında Sırrı Sakık, Kamer Genç’e hücum eder:

-”Siz Atatürk’ü savunarak soykırıma uğrayan Dersimli Kürtlere ihanet ediyorsunuz.”

Kamer Genç anında şu karşılığı verir:

-”O kullandığınız cümlede bir kaç tane büyük yalan var.”

Sırrı Sakık: Ne imiş o?
Kamer Genç: “Birincisi Dersim bir ilin değil bölgenin adıdır ve benim ilim Cumhuriyetle beraber

Tunceli olmuştur.”

Kamer Bey devam eder:

“İkinci husus Dersim’de olanlar soykırım değil yeni kurulan bir devletin başkaldıranlara karşı önlem almasıdır.

Bir başka yanlışınız ise Tunceli asla Kürt değildir.
Biz Hazar kökenliyiz.

Dilimiz de sizden farklı yani ne kırmançi ne de zazaca konuşuyoruz.”

Sırrı Sakık: Seyid Rıza’ya ne diyeceksin?

Kamer Genç: “İngilizlerin oyununa gelmiştir. Tuncelililerin o dönem önderi, Atatürk’ün yoldaşı olan Diyap Ağadır… O yıllarda Şeyh Said ve Seyid Rıza’yı kullananlar şimdi PKK’yı kullanıyor.”

İşte Kamer Genç’i bu milli duruşu için seviyor ve saygı duyuyorum.

Kamer Bey’in şu sözü de alkışlanacak güzelliktedir:

-”Ben Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde okuyup milletvekili oldum. Cumhuriyet olmasa kuldum.”

Kadınlar Neden Ağlar

Küçük bir erkek çocuk,annesine “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu “Çünkü ben kadınım.” dedi annesi. “Anlamadım!” dedi çocuk. Annesi, çocuğu kucaklayıp “Hiç bir zaman anlayamayacaksın!” dedi. Babasına “Baba, annem niçin ağlıyor?” diye sordu. Babanın cevabı: “Bütün kadınlar sebepsiz ağlayabilen yapıdadır” oldu.

Küçük çocuk büyüdü, yetişkin adam oldu, hala kadınların niçin ağladıklarını keşfedemedi. Nihayet öldükten sonra cennete gittiğinde Allah’a sordu.”Allah’ım!” dedi: “Kadınların niçin bu kadar kolay ağlayabiliyorlar?” Allah: “Ben kadınları özel yarattım! Tüm yaşamın ağırlığını taşıyabilecek kuvvette olmasına rağmen başkalarına teselli verecek kadar yumuşak omuzlar, doğumun acısına olduğu kadar doğurdukları evlatlarının nankörlüğüne dayanabilecek iç kuvvetini verdim.

Kocalarını tüm kusurlarıyla sevmek kuvvetini verdim.Onlara iyi bir kocanın eşini asla incitmeyeceğini fakat bazen destek ve kuvvetini deneyecek davranışlarda bulunacağını anlayacak duyarlı bir zeka verdim.

Tek zayıflık olarak kadınlara bir gözyaşı verdim… Tamamen kendilerinin sahip oldukları,ihtiyaçları olduğunda kullanmak üzere.İnsanlık için bir gözyaşı…” diye cevapladı… Kadını güzel yapan şey ne saçı, ne vücudu, ne de kendini ne şekilde taşıdığıdır.Kadını esas güzel yapan sevgisini paylaşabilmesi, fedakarlığı, sorumluluğu, anlayışı, sadece bilgiye değil aynı zamanda kalbe de yönelik aklıdır.

Bugün Ölürsem

Bugün iş yerimde bir arkadaşın cenazesi vardı. Ben de iş yerinde kendi müdürlüğümüzde nöbetçiydim. Aslında vefat eden arkadaşı hiç tanımıyorum, iş yerinde yaklaşık olarak 1200 kişi çalışıyor. Herkesi tanımak mümkün değil. Ama muhakkak bir ara rastlaşmış veya belki birbirimize iş göndermiş olduğumuz tahmin ediyorum.

Yani bir şekilde birbirimize hakkımız geçmiştir düşüncesindeyim. Cenaze için yaklaşık 2 saat kadar önce hoparlörden duyuru yaptılar. Vefat eden arkadaşımızın cenazesi öğle namazına müteakip evine yakın bir camiden kaldırılmasıyla alakalı.

Daha önce duymamış olanların haberi oldu, duyanlarda hemen kısık seslerle kendi aralarında konuşmaya başladılar. Bir takım kelimeler insanların ağızlarından dökülmeye başladı. Ay yazık acaba neden öldü, tüh ya acaba hangi birimdeydi, gibi kimisi de yarım yamalak Allah rahmet eylesin dedi.

Taaki ne zaman müdür bey odasından çıkıp, “evet arkadaşlar cenaze namazına kimler gidecek,” diye soruncaya kadar… Kimse de bir telaş oluşmamıştı. Ben gitmek istedim, “müdür bey izin verirseniz ben gitmek istiyorum, belki hakkım geçmiştir, helalleşmek isterim,” dedim. Müdür de “tamam bizim birimden sen git,” dedi. Hemen gittim, hem öğle namazı için, hemde cenaze namazı için abdestimi alıp tekrar yerime geçtim.

Bir müddet sonra iş yerimizin CEO’sun dan haber geldi. O da katılacakmış cenaze namazına. Akabinde müdür bey de gideceğini bildirdi. Müdüründe gideceğini duyunca ikişer üçer kişilik gruplar halinde müdürün odasına girip çıkanlar çoğaldı. Cenazeye katılma isteği nedense birden bire herkesi sardı. İçlerinde çok iyi tanıdıklarım vardı,

kendi çok yakın akrabaları vefat ettiği halde cenazesine gitmeyen. İster istemez konuşmalardan duyduklarım, beni çok yaralamıştı, “ya bak şu birimin müdürü de gidiyormuş” veya “cenazeden sonra biraz oyalanırız, oradaki pastanede bir çay içeriz,” diyenler vardı. İçimi bir hüzün kaplamıştı ki, yanıma iki arkadaş yanaştı ve sessizce “sana bir şey soracağız, sen bu işleri iyi bilirsin,” dediler. “Hayırdır dedim” ve bana “yav bu cenaze namazı nasıl kılınıyor şimdi orda rezil olmayalım,” dediler.

Aslında beynimden vurulmuşa dönmüştüm, çünkü bana bu soruyu soran adamlar ortalama 40-45 yaşlarında ki kişilerdi. Bir süre sonra bay-bayan bütün arkadaşlar cenaze namazına gitmek için sanki yarışır olmuştu.

Sonunda müdür bey diğer müdürlerle birlikte giyinip hazırlandı ve beraberce biraz da olsa erkenden çıktılar. Hemen birim müdürlerinin yanına yanaşanlar oldu. Ardından diğer arkadaşlar çıkmaya başladı. Hemen hemen bütün birimlerden çok sayıda kişi cenazeye gidiyordu. Vakit yaklaşınca bende gitmek için yerimden kalktığım sırada müdür bey telefonla cebimden aradı ve birimde kaç kişi kaldığını sordu. Bende “yok müdürüm sizle beraber bir çoğu çıktı diğerleri de sizin ardınızdan çıktı zaten, bir ben varım,” dedim. “O zaman sen gelme müdürlükte nöbetçi olarak, sen kal,” dedi.

“İyi de müdürüm, zaten öğle saati, ben mesai başlamadan yerime dönerim,” dediysem de “yok sen gelme,” diye bir talimat verdi. Peki diyebilmek zorunda kaldım. Mesai başladıktan yani muhtemelen cenaze namazından sonra defin işlemleri bile gerçekleştikten 2 saat sonra birer ikişer, gülüşe gülüşe mesai arkadaşlarım yerlerine gelmeye başladı.

Görevlerini yerlerine getirmiş, cenaze namazlarını kılmış, haklarını helal edip ailesine baş sağlığı dilemiş olmalılar dedim. Akşam eve giderken ben bugün ölürsem ne olur acaba diye düşünüyordum.

Eve girdim sessiz sakin köşeme oturdum. Hanım bana “ne oldu çok mu sıkıntılı bir gün geçirdin,” diye yanıma yanaşıp sordu. Ona dönüp baktım ve “hanım eğer ben ölürsem kimseye haber etmeden beni defnedin, olan cami cemaati bana yeter,” dedim.